PKK'ya Çözüm.com

RAMAZAN 2009 - 15.Gün







Andolsun, insanı Biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu biliriz. Biz ona şahdamarından daha yakınız. (Kaf Suresi, 16)





Resulullah Efendimiz (sav) şöyle buyurdu:
"Allahu Teala dedi ki: Kullarım Beni zikredip, dudaklarını Benim için kıpırdattığı müddetçe Ben kulumla beraberim. Kulum tenha bir yerde Beni zikrederse, Ben de onu kendi Zatımla anarım. Cemaatte andığı vakit, Ben de onun bulunduğu cemaatten daha iyi bir cemaatte onu anarım. Kulum Bana bir karış yaklaşırsa Ben ona bir arşın yaklaşırım. Kulum Bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak gelirim, yani isteklerine süratle icabet ederim." (Buhari)






Gençlerin yüzde 75'i Allah'a inanıyor / Timetürk / 10.11.2008




Dünya genelinde yapılan ankete göre, gençler hayatın ruhsal bir yönü olduğunu inancı taşıyor. Ruhsallığı tam tanımlayamasalar da, çoğunluk ölümden sonraya inanıyor.

Dünyada 17 ülkede yaşları 12 ila 25 arasında değişen 7 bin genç arasında 2 sene boyunca yapılan araştırma, gençlerin ekserisinin Allah’a inandığını ortaya koydu. Christian Science Monitor’un haberine göre, gençlerin ezici bir çoğunluğu hayatın ruhi bir yönü olduğu inancı taşıyor. Bazıları kolayca ruhsallığı tam olarak tanımlayamasa da, ekseri çoğunluk ölümden sonra hayat olduğuna inandığını ve tüm yaşayan her şeyin bağlantılı olduğunun “muhtemelen doğru” olduğunu düşündüğünü ifade etti.

Yardımcı organizasyonlarla birlikte enstitü, 8 ülkede, 13 farklı odak grubu arasında anket düzenledi ve diğerlerinin “ruhsal örnek” diye tanımladığı kişilerle derinlemesine röportajlar gerçekleştirdi. İnanmayanlarla beraber 12 farklı inançtan gençler araştırmada yer aldı. Ürdün’den 20 yaşındaki Müslüman Emine, “tüm insanların aynı amaç için, Allah’a kulluk etmek için yaratıldığını” söylüyor.

Gençlerin yüzde 55’inin ruhsallığının son 2-3 yılda arttığı da araştırmanın başka bulgularından. İngiltere’den genç bir Hıristiyan Emma, “ideal ruhsal bir insan Tanrı’yla mümkün olduğu kadar fazla zaman geçirendir” diye tarif ediyor.

Birçokları da ruhsal gelişimleri için çeşitli yollar kullanıyor. Genelde tercih edilen yollar, kitap okuma, dua... ve başkalarına yardım. Kamerun ve ABD’deki gençler ibadete daha fazla zaman ayırıyorlar.

Kuşkusuz ki dünya genelinde yüzde 75’i gibi önemli bir oranı kapsayan gençlerin Allah'a inanmaları çok güzel bir gelişmedir. Kuran'da Allah, İslam ahlakını tüm dünyada hakim kılacağını bildirmiştir.

Günümüzde gerçekleşen tüm ahir zaman alametleri, Peygamberimiz (sav)'in de hadislerinde bildirdiği bu büyük müjdenin gerçekleşmesinin çok yakın olduğunu göstermektedir. İnananların bu doğrultuda birlik olup tüm dünya insanlarını, şirk koşmadan Rabbimiz'e samimi imana yönelmeleri için bilgilendirmeleri ve imanlarıyla güzel bir örnek teşkil etmeleri son derece önemlidir. Rabbimiz Kuran'da “şirk koşmadan samimi iman edildiğinde” Kuran ahlakını tüm dünyada yerleşik kılacağını şöyle bildirmiştir:

Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va'detmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa, onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar, yalnızca Bana ibadet ederler ve Bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkar ederse, işte onlar fasıktır. (Nur Suresi, 55)





Dünyayı Saran Simetrik Yapı: Kristal

Kristal kelimesi duyulduğunda ilk çağrışım yapan, çoğu zaman “kristal bir vazo” ya da “kar kristalleri” olsa da, kristaller insan yaşamının her yerinde var olan ve moleküler seviyede bilim adamlarında hayranlık uyandıran kusursuz birer sanat eseridir. Bu mükemmelliğin sırrı ise, pek çok uzmanın uzun uğraşları sonucunda çok yakın bir zamanda anlaşılmıştır. Çıplak gözle görülemeyen bu kusursuzluğun detaylarını inceleyen bilim adamları, Yüce Rabbimiz’in yaratış ilmini sergileyen benzersiz bir geometri sanatıyla karşılaşmışlardır.

Kristal Nasıl Oluşur?

Atomlar, bir molekülü oluşturabilmek için çeşitli şekillerde birleşirler. Ortaya çıkardıkları şekil (kristal) üç boyutlu bir şekildir ve bu şekil, ortaya çıkan molekül için son derece önemlidir.

Molekülün işlev görebilmesi, örneğin birbirlerine bağlanmış olan sodyum ve klorür atomlarının bir tuz molekülü sayılabilmeleri, ancak bu üç boyutlu şeklin sağlanması ile mümkün olabilir. Fakat bu noktada önemli bir ayrıntı vardır: Molekül aynı atomlara sahip olsa, ama atomları farklı şekilde bağlansa, bu artık tuz değil bir başka molekül olacaktır.

Kristalleri Oluşturan Atomlar, Her Defasında Aynı Açıyla Birleşirler

Bir maddeyi oluşturan moleküller ve atomlar, en düzenli şekillerini katı hallerindeyken elde ederler. Meydana getirdikleri şekiller üç boyutlu geometrik şekillerdir ve oluşan prizmalarda açıların belirli oranları vardır. Bu oranlar, molekülü oluşturan parçaların hiçbirinde hiçbir zaman bir değişikliğe uğramaz.

Bu düzen öyle mükemmeldir ki;

- Tek bir atom bile sıralamayı bozmaz.

- Atomların birbiriyle birleştikleri açılar arasında 1 derecelik bile bir sapma olmaz. 60 derecelik açılarla birleşmiş olan atomlar, hiçbir zaman 61 derece ile birleşmezler.

Siz bu katıyı ısıtsanız, sıvı haline getirseniz, sonra buharlaştırsanız ardından tekrar onu soğutsanız, söz konusu madde yine "aynı" mükemmel şeklini alacak, atomlar adeta nerelere yerleşmeleri gerektiğini bilircesine birbirlerine aynı şekilde bağlanacak ve aralarında yine aynı hassas açılar meydana gelecektir. Yeniden bir araya geldiklerinde yine 1 derecelik bir hata bile meydana gelmeyecek, atomlar bir araya gelerek, eğer daha önce altıgen prizma meydana getirmişlerse, mutlaka yine altıgen prizma oluşturacaklardır.

Kristal Yapı Bozulursa Ne Olur?

Kristalin yapısının bozulması, maddenin tümüyle farklı bir şekil alması veya dağılıp gitmesi anlamına gelir. Bu da doğadaki tüm düzeni bozacak, tanıyıp bildiğimiz pek çok maddeyi ortadan kaldıracaktır. Kısacası, bu düzende kusursuzluğun hakim olması zorunludur ve bu kusursuzluğun ve düzenin her an koruma ve gözetim altında olması gerekmektedir. Elbette bu da, yaratılan herşeyin her an Yüce Allah'ın koruması altında olduğunu gözler önüne seren bir başka önemli gerçek ve mucizedir. Kristal yapılarda bulunan düzene, “Kristaller ve Kristal Büyüme” adlı kitapta şöyle dikkat çekilmiştir:

Birbirlerinden farklı moleküller aynı ortamda olsalar da, sahip oldukları özel kristal yapıları nedeni ile birbirlerine karışmaz ve özelliklerini yitirmezler. Örneğin aynı sıcak suyun içine attığınız tuz ve şeker kristalleri kısa bir süre içinde erir ve sıvı hale geçerler. Ama siz bu suyu buharlaştırdığınızda suyun içinde erimiş olan tuz ve şeker ayrı ayrı kristalleşecek ve   aynı eski yapılarına kavuşacaklardır. (Alan Holden-Phylis Singer, Crystals and Crystal Growing, Anchor Books, sf. 31)

Verilen örnekte de vurgulandığı gibi hiçbir zaman tuzda bulunan atomlar, farklı açılarla birbirlerine bağlanmaz, moleküllerin sıralamaları değişmez. Zaten bu sıralamada bir değişimin olması durumunda, tuz başka bir molekül haline gelecektir.






Kuran’da Kanın Yasaklanmasının Hikmetleri   

O, size ölüyü (leşi)- kanı, domuz etini ve Allah'tan başkası adına kesilmiş olan (hayvan)ı kesin olarak haram kıldı. Fakat kim kaçınılmaz olarak muhtaç kalırsa, taşkınlık yapmamak ve haddi aşmamak şartıyla (ölmeyecek oranda yiyebilir), ona bir günah yoktur. Gerçekten Allah, bağışlayandır,  esirgeyendir. (Bakara Suresi, 173)

Allah'ın kanı insanlara haram kılmasının hikmetleri 20. yüzyıl bilgileri ile ortaya çıkmıştır. Kan sindirim esnasında emilen protein, şeker, yağ gibi maddelerle, vitamin, hormon ve oksijeni hücrelere taşıyarak canlılığın devamını mümkün kılar. Diğer taraftan vücuttan atılması gereken çeşitli zehirli maddeler, zararlı atıklar da kan yoluyla taşınır. Bu bakımdan kanın en önemli görevlerinden biri de üre, ürik asit, keratin ve karbondioksit gibi hücrelerden gelen atıkları taşımaktır.

Dolayısıyla belirli miktarda kan içilmesi durumunda, kan yoluyla taşınan bu zararlı maddelerin vücuttaki seviyeleri çok yükselir. Bu da kan vasıtasıyla böbreklere taşınan ve idrarla dışarı atılan zararlı maddelerin -"üre"- miktarını arttırır. Bu durum komaya kadar gidebilecek beyin fonksiyonu bozukluklarıyla sonuçlanabilir. Bu nedenle sağlıklı bir hayvandan alınsa bile, kanda zararlı bileşenler -kanın görevi itibariyle- daima bulunur. Hasta bir hayvandan alındığı takdirde ise, çeşitli parazitler ve mikroplar da kan yoluyla taşınmış olur. Bu durumda, mikroplar kişinin kanında çoğalarak, tüm vücuda yayılabilir. Nitekim asıl tehlike unsuru olan da bu yönüdür. Bir insanın kan içmesi durumunda, tüm mikroplar ve atık maddeler kişinin vücuduna yayılarak, böbrek yetmezliği, karaciğer koması gibi hastalıklara yol açacaktır. Bunların yanı sıra kanla taşınan mikropların çoğu mide ve bağırsak duvarlarına zarar vererek daha pek çok hastalığa neden olabilecektir.  Öte yandan kan steril bir ortam değildir; diğer bir deyişle mikropların gelişmesi için uygun bir ortamdır.76 Mikroplar kanda çok iyi beslenme imkanı buldukları için çoğalmaları açısından uygun koşullara sahiptir. Kan, vücuttaki diğer sıvıların fonksiyonları ve bağışıklık sistemi ile tam olarak dengelendiğinde, vücut mikroorganizmaların yaşamına -dolayısıyla hastalıklara- destek vermez. Sağlıklı bir kişide, bu mikroorganizmalar vücut içerisinde karşılıklı olarak birbirlerinden faydalanarak ortak bir yaşam sürerler. Ancak bu ortamda ciddi bir değişiklik olduğunda, diğer bir ifadeyle vücudun iç dengesi bozulduğunda, uygun ortam bulduklarında hastalıklara sebep olabilecek mikroorganizmalara dönüşebilirler. (www.darwinizmeveda.com)

Örneğin kanın pH (asit ve baz dengesi) değeri zayıf beslenme veya zararlı kimyasalların etkisiyle, fazla asidik veya fazla alkali olursa, zararsız mikroplar hastalıklara sebep olacak şekilde biçim değiştirebilirler. Kaldı ki vücudun sağlıklı olması için, kanın pH değerinin de 7.3 civarında olması gereklidir. Bu değerdeki küçük farklılıklar bile, bu dengenin bozulmasına, mikroorganizmaların ortama ayak uydurmak için daha zararlı hale gelmesine sebep olabilir. Kanın steril olması, dışarıda bırakılan sütün bozulmasına benzetilebilir. Zaten kanın içinde bulunan mikroplar, kendilerini bu yeni ortama göre değiştirerek, zararlı etkiler gösterebilirler.

Tüm bunların yanı sıra, kan gıda maddesi olarak da uygun bir besin değildir. Kanda sindirimi mümkün albümin, globülin ve fibrinojen gibi proteinlerin miktarı azdır; 100 ml. kanda bu proteinlerin miktarı 8 gram kadardır. Aynı durum yağlar için de geçerlidir. Ayrıca kanda sindirimi çok zor olan ve midenin kabul etmediği kadar kompleks bir protein olan hemoglobin yüksek miktarda bulunur. Kanın pıhtılaşması durumunda, fibrinojen proteini, fibrine dönüşerek alyuvarları içeren bir ağ meydana getirir. Fibrin ise sindirimi en zor proteinlerden biri olarak, kanın sindirimini daha da güçleştirir. Sonuç olarak sağlık uzmanları, kanın hiçbir şekilde insan tüketimine uygun olmadığında hemfikirdirler. (www.evrimbilim.com)

Allah'ın bu emrine uyarak, insan o dönem için hikmetini kavramadığı bir zarardan korunmaktadır. Allah'a inanıp güvenerek, O'nun emir ve yasaklarını uygulayanlar hem ahiretleri açısından hayırlı bir yaşam sürerler, hem de Allah'ın koruması ve sonsuz rahmeti altında yaşarlar.






Şeytanın Oyalaması Boş Vakit

Samimi olarak Allah’a inanan bir kişi, şeytanın dünya hayatında insanlara süslü gösterdiği boş uğraşlardan kendini tamamen uzak tutmalıdır. İnsan ancak bu şekilde berrak bir zihinle gereği gibi derin düşünebilir. Kuran'da müminlerin boş işlerden yüz çevirdikleri şöyle bildirilmiştir:

"Onlar, 'tümüyle boş' şeylerden yüz çevirenlerdir." (Müminun Suresi, 3)   

Bu ayette de işaret edildiği üzere dünyada verilen zaman insanlar için çok değerlidir. İnsan yaşadığı her an Allah'ın  rızasının en çoğunu aramalıdır. Şöyle bir düşünün, ya bir insan vaktini boş ve kendisine fayda sağlamayacak konularla geçiriyorsa ve düşündüğü birçok şey o kişinin ahireti için faydalı ve yararlı değilse? Mümin her an böyle bir ihtimalin şuurunda olup, şeytanın ona hoş ve kolay gösterdiği “boş ve gereksiz” düşüncelerden ve davranışlardan tamamen uzaklaşmalıdır. Peygamber Efendimiz (sav) bir hadisinde bu konuda şöyle buyurmuştur:

Abbas (ra)'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sav) bu konuyla ilgili şöyle buyurmuştur: "Sağlık ve boş vakit, insanlardan pek çoğunun bunlardan faydalanmak hususunda aldandıkları iki büyük nimettir."  (Buharî, Rikâk 1)

Vaktini boşa geçiren bir insan gereği gibi ölümü, cenneti, cehennemi derin düşünemez. Halbuki mümin, herkes gibi kendisinin de süratle ölüme doğru gittiğini, dünyadaki her şeyin imtihanın bir gereği olarak yaratıldığını Allah'ın izniyle kesinlikle aklından çıkarmaz. Sonsuz rahmet sahibi Allah'ın gün içinde kendisine gösterdiği acizliklerini düşünüp kendisini Allah'a yaklaştıracak konulara yönelir. (http://www.imanimakaleler.com)

Sakın Unutmayın!...

-Boş işlerin ahirette bir yararı olmayacaktır... Ahiret gününde, insanların dünya hayatında uzun uzun boş konuşmalara ve tartışmalara daldıkları konuların, hakkında saatlerce vakit harcadıkları lüzumsuz işlerin kimseye hiçbir yararı olmayacaktır. O gün, Allah'ın izniyle, zengin-fakir, genç-yaşlı herkes Allah'ın karşısına ayette bildirildiği üzere “…'teker teker, yapayalnız ve yalın…” (Enam Suresi, 94) çıkacak ve dünyada işlediği amellerine göre ya cennetle müjdelenecek ya da cehennem azabına çarptırılacaktır.

-Rabbimiz'in dünya hayatında verdiği süre çok kıymetlidir... Bazı kimselerin Kuran ahlakını yaşama konusunda en çok yanıldığı noktalardan biri, hayatlarını “ibadet zamanları” ve “diğer zamanlar” olarak iki bölüme ayırmalarıdır. Söz konusu kişiler, büyük bir yanlışlık olarak, bu dünyanın geçici olduğunu ve ahiret hayatının varlığını, yalnızca belirli ibadet zamanlarında hatırlarlar. Bu belirli zamanların dışında ise, dünya işlerinin sözde karmaşasına kapılarak sahip oldukları “zaman”ı ahiret açısından önemli olmayan faydasız işler ve düşüncelerle geçirebilmektedirler. Oysa, uykuda geçirilen saatler çıkarıldığında, Yüce Allah kullarına her gün yaklaşık olarak 16-17 saatlik büyük bir zaman dilimini, O'nun rızasını kazanabilmeleri için ihsan etmektedir.

-Boş düşünce ve davranışlardan yüz çevirmek, Allah'ın izniyle çok kolaydır... Şeytan boş düşünce ve davranışlardan titizlikle sakınmayı zor ve çok uzun zaman alacak bir süreç gibi göstermeye çalışabilir. Ancak bu üstün ahlak özelliği, samimi bir dua ve kararla, Allah'ın dilemesiyle, hemen kavuşulabilecek bir mümin vasfıdır. Yapılması gereken tek şey, “Şayet sana şeytandan bir kışkırtma gelecek olursa, hemen  Allah'a sığın…” (Fussilet Suresi, 36) ayetinde bildirildiği üzere, şeytanın telkinlerinden Allah'a sığınmak ve her anı O'nun hoşnutluğunu kazanacak şekilde geçirmektir. (http://www.apacikdusmanseytan.com)





Asalak Arı




Dönem: Senozoik zaman, Eosen dönemi

Yaş: 50 milyon yıl

Bölge: Polonya


Asalak arılar (Ichneumonoidea) üst familyasına dahil olan tüm canlıların ortak özelliği parazit yaşam sürmeleridir. Tüm dünya genelinde farklı türlerine rastlanır, ancak yoğun olarak kuzey yarım kürede yaşarlar.

On milyonlarca yıldır değişmeyen yapıları ve görünümleriyle asalak arılar da evrimi yalanlamaktadır. Evrimcilerin asalak arıların sözde ortak atası olarak gösterebilecekleri hiçbir canlı yoktur. Söz konusu canlıların hangi aşamalardan geçerek bugünkü yapılarını kazandıklarını da açıklayamazlar. Çünkü fosil kayıtlarında ne böyle bir atanın izine rastlanmakta ne de asalak arıların herhangi bir aşamadan geçtiği görülmektedir. Tüm canlılar gibi tüm asalak arı fosillerinin de ortak özelliği "değişmezlik"tir. (http://www.tesadufputu.com)






HZ. MEHDİ (A.S.)'NİN YÜZÜ ÇOK GÜZEL OLACAKTIR

Humran bin A’yân der ki: İmam Muhammed Bâkır aleyhisselam’a: … Senin sahibin Hz. Mehdi (a.s.) geniş karınlıdır, alnında iz vardır, YÜZÜ GÜZELLERİN EVLADIDIR. (YANİ YÜZÜ GÜZELDİR) (bir kişiye hitaben) Allah rahmet etsin.”

(Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 253)






SOKAKTAKİ VATANDAŞ 'KAPILARI AÇIN' DİYOR
 
Ne Demişti

Azerbaycan Novoye Vremya, 6 Ekim 2008

Adnan Oktar: Bizi Ermenilerden kasten ayırdılar ve kasten bizden koparttılar. Onlar bizim zaten Osmanlı döneminde öz be öz kardeşimiz. Biz onlarla iç içe, muhabbetle, dostlukla yaşıyorduk. Sanatçı millettir Ermeniler, güzel huyludur, edebi adabı bilirler, güzel ahlaklıdırlar, saygılı insanlardır, misafirperverdir Ermeniler. Çok zengin kültürleri vardır, fakat Osmanlı’nın gücüne, Müslümanlığın gücüne haset edenler bizi Darwinizimle, materyalizmle, komünist düşünceyle, egoistlikle, bencillikle kopartmaya çalıştılar. Ve nitekim bir kısım aydınlarımızı kandırarak birçok olaylar meydana getirdiler... Bunu Ermeni milleti istemiyor, bunu Ermenistan’ın masonları istiyor ve Türkiye’de ki masonlar istiyor. Ermeni halkı böyle şeylerden hoşlanmaz. ONLAR TÜRKİYE'YLE BİRLEŞMEYİ İSTİYORLAR, KARDEŞ OLMAYI İSTİYORLAR. Zaten fakir millet. Onları işgalle, anarşiyle, terörle işi olacak insanlar değil, onları zorluyorlar bunun içine. Bu oyuna bir son vereceğiz. Darwinizm’i de yıkacağız, materyalizmi de yıkacağız, komünizmi de yıkacağız, İslam ahlakını yayacağız ve biz onlarla kardeş olacağız. Ermeniler ehli kitaptır. Hz. İsa’yı da sever, Hz. İbrahim, İshak, Yakup bütün peygamberleri sever. Allah’a muhabbetle sevgi ve saygı duyarlar. Ahirete inanırlar, biz bu insanlardan niye ayrı kaldık. Oranın sınırlarını da açacağız İnşaAllah. Türkiye’yle onlarda istedikleri gibi bağlantı kurabilecekler. Ermenistan’da okullar açacağız, tesisler açacağız İnşaAllah, onlar gelip burada çalışacaklar. Azerbaycan’ın yolunu tamamen açacağız. Ermeniler de, Azeriler de, Türkle rde iç içe, kardeşçe, rahat rahat yaşayacaklar.  Alınan torakları zaten geri verecekler İnşaAllah, göreceksiniz, Azerbaycan’a geri verilecek o topraklar, alınan topraklar. Ve bu fitneyi de yatıştıracağız İnşaAllah.



Ne Oldu

Habertürk, 26 Nisan 2009


Erivanlı'ya aynı soruları yönelttik. Birinci soru, "Sınır kapısı açılsın mı?"; ikinci soru ise "Neden?"di. Mini anketimizden çıkan sonuca göre ERİVANLILAR'IN EZİCİ ÇOĞUNLUĞU TÜRKİYE İLE SINIR KAPILARININ AÇILMASINI DESTEKLİYOR.

Sofya Bağdasaryan: Kesinlikle açılmalı. Ermenistan da zaten bunu istiyor. Bu iki ülkenin de çıkarına olacak.

Armanyan Arpine: Sınırlar açılsın, Türkiye ile ticaret artsın. Düşmanlığa değil, yeni iş alanlarına ihtiyacımız var.

Petrosyan Galya: Sınırlar açılsın. Benim Azeri komşularım vardı. Azeri Türkçesi de bilirim. Düşmanlık nereye kadar? Tarihte olanlar geride bırakmanın zamanı bugündür.

Rima Agabekyan: Moskova'da yaşıyorum, orada çok sayıda Türk arkadaşım var. Biliyorum ki Türkler çok vicdanlıdır, o yüzden sınırlar açılsın.
Bu sitenin amacı sonsuz rahmet sahibi olan Rabbimiz Allah’ı ve O’nun yarattıklarını çok sevmenin önemini hatırlatmak, sevgisizliğin ise çok büyük bir bela ve azap olduğunu göstermektir. Müminler cennet sevgisini dünyadayken yaşamaya başlamalı, tek dost ve veli olan Rabbimiz'e ve müminlere sevgi ile bağlanmalıdırlar.

Sitede bu konuya özellikle dikkat çekilmesinin en önemli nedenlerinden biri ise, cennet ahlakında sevginin çok büyük bir öneme sahip olmasıdır. Ahirette Allah'ın iman eden kulları için hazırladığı sonsuz cennet yurduna kavuşmak isteyen ve orada peygamberler, salihler ve doğrularla birlikte sonsuza kadar yaşamak isteyen bir insanın, dünyadayken sevmeyi mutlaka öğrenmesi ve sevilecek özelliklere sahip olması gerekir. Çünkü cennetin en büyük güzelliklerinden biri, birbirini çok seven, güzel ahlaklı insanların sonsuza kadar sürecek olan dostluklarıdır. Cennette sonsuza kadar sevgi ve dostluk içinde yaşayabilmenin yolu ise Allah'ı çok sevmek ve Allah'ın çok sevdiği bir insan olmaktır.


2009-07-19 10:44:19

Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, Sayın Adnan Oktar’ı referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top